Barış, Yannis Ritsos’un ifadesiyle “dünyanın masasındaki ekmek”tir; her insanın paylaştığı, ortak yaşamanın temelidir. Ancak eşitsizlik, adaletsizlik ve özgürlüksüzlük üzerine kurulu bu dünyada, barış ne yazık ki bir istisna, savaş ise adeta bir norm haline geldi. Egemenler, barışı kendi çıkarları uğruna bir araç olarak görerek, asıl olanı yani savaşı sürekli kılmayı tercih ediyorlar. Barış istemek bile, egemenlerin dünyasında bir tehlike haline geldi.
Ordular kurarak, bilim insanlarını sömürerek, emekçilerin alın terini silah üretiminde kullanarak; savaşı kışkırttılar, savaşı beslediler. Her çıkan çatışmada kazanç sağlayanlar, barışı yalnızca göstermelik bir kavram haline getirdi. Gerçek bir barış talebi, kapitalizmin ve emperyalizmin işleyişine ters düştüğünde ise, barışı savunanların sesi susturulmaya çalışıldı. Barış Derneği’nin faaliyetlerinin durdurulması da bu anlayışın bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de barış istemek, tarihin çeşitli dönemlerinde olduğu gibi yine tehlikeli bir girişim olarak kabul edildi. İki kez kapatılan Barış Derneği, son kez de OHAL bahane edilerek susturulmak istendi. Çünkü barışı savunanlar, savaş düzeninin ve onu sürdürenlerin gerçek yüzünü açığa çıkarıyor. Onlar, savaşın ve yıkımın ardındaki çıkar oyunlarını, emperyalizmin gizli emellerini net bir şekilde ortaya koyuyor.
Egemenler, “barış” adı altında bile sömürü düzenlerini korumaya çalışıyor. Savaşlarda en çok bedel ödeyen halk, savaşa itilirken, kapitalistler hem savaşın acımasız gerçeklerinden hem de savaşa karşı mücadele edenlerden korkuyorlar. Gerçek barışı isteyenler, savaşın ve sömürünün gerçek yüzünü deşifre ederken, savaşın kölesi olmamayı seçiyor. Egemenlerse, barış maskesi altında sömürü düzenlerini sürdürüyorlar; işçileri “çalışma barışı” adı altında sömürmeye devam ediyor, halkı “sosyal barış” adı altında sindirmeye çalışıyor.
Emekçilerin çıkarlarını savunan, emperyalizme ve savaş düzenine karşı duran bir barış mücadelesi, egemenler için her zaman tehdit olmuştur. Savaşın olmadığı bir dünya, kapitalizmin işleyişine ve egemenlerin çıkarlarına aykırı. Bu yüzden, gerçek barış taleplerini bastırmak için OHAL’lerden çeteler yetiştirmeye, baskı kurmaktan sansüre her yola başvuruyorlar.
Oysa gerçek barış, halkların eşit ve özgür bir biçimde yaşadığı, sömürünün ve baskının olmadığı bir düzende mümkündür. Egemenlerin “sözde barış” talebi, yalnızca onların sömürüsüne karşı çıkılmadığı sürece geçerli bir barıştır. Bu yüzden Barış Derneği’nin kapatılması, yalnızca barış talebinin değil, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin de susturulmak istendiğini gösteriyor.
Türkiye’de gerçek barış, ancak savaşı ve sömürüyü reddeden, halkların haklarını savunan bir düzenle sağlanabilir. Egemenlerin mühürlediği barış, gerçek bir barış değil; o yalnızca, onların savaş düzeninde kendilerini güvende hissetmelerini sağlayan bir illüzyondan ibaret. Savaş düşkünlerinin barışı ancak sahte olabilir; gerçek barış ise ancak sömürü ve baskının ortadan kalktığı gün gelecek.

