Yeni devlet düzeninde, yerel yönetimler giderek merkezi iktidarın baskısı ve müdahalesi altında kalıyor. Yargının güdümlü hale getirildiği, yasamanın etkisizleştirildiği bir ortamda, yürütmenin tüm gücü tek bir elde toplanmış durumda. Bu düzenin içinde yerel yönetimler, halkın kendi seçtiği temsilciler aracılığıyla değil, kayyumlar ve atanmış yöneticilerle kontrol edilmeye çalışılıyor.
AKP iktidarı, muhalif yerel yönetimlere karşı kayyum atanması gibi yöntemlerle müdahale ederken hukuksuzluğu hukuk olarak sunuyor. OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ve sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle kayyum uygulaması bir norm haline getirildi. Muhalif belediyeler, yargı süreci olmadan ya da uydurma gerekçelerle terörle ilişkilendirilerek görevden alınıyor, yerlerine iktidara sadık kayyumlar atanıyor.
Bu süreçte halkın iradesi hiçe sayılıyor; seçilmişlerin yerine, iktidarın uygun gördüğü atanmışlar getiriliyor. Kayyum atanması, halkın yönetime katılım hakkını gasp etmekle kalmıyor, yerel yönetimleri sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor. Kayyumlar aracılığıyla belediyelerin kaynakları merkezi iktidarın kontrolüne geçiyor ve bu kaynaklar çoğu zaman halkın ihtiyaçlarına değil, rant projelerine ve sermaye sınıfının çıkarlarına hizmet ediyor.
Yerel yönetimlerde bu baskı ortamında hukuk güvenliğinden söz etmek imkansız hale geliyor. Muhalif bir belediye başkanı ya da meclis üyesi, en ufak bir eleştiride ya da bağımsız bir karar aldığında “tehdit” unsuru olarak görülüyor ve görevden alınma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Bu baskı iklimi, yalnızca yerel yöneticileri değil, halkı da etkiliyor; iktidarın çıkarlarına ters düşen herhangi bir muhalefet, baskı ve yıldırma taktikleriyle bastırılıyor.
Türkiye Komünist Partisi, “yerel yönetimlerin halka en yakın yönetim birimleri” olması gerektiğini savunurken, mevcut düzenin aksine, halkın aktif katılımını esas alan bir yönetim modeli öneriyor. TKP’nin seçim bildirgesinde belirtildiği gibi, komünistler için yerel yönetimler düzene karşı bir mevzi olarak korunması gereken alanlar ve bu mücadelede güvenilecek tek güç, emekçi halkın örgütlülüğü.
Bu mücadele, yerel yönetimlerde halkın kendi kaderini tayin etme hakkını geri almakla, kayyum rejiminin hukuk dışı uygulamalarına karşı direnmekle mümkündür. Hukukun askıya alındığı, halk iradesinin baskı altında tutulduğu bu düzen, adil bir yönetim sağlamak yerine iktidarın ve sermayenin çıkarlarını güvence altına almayı amaçlıyor.
Gerçek bir halk yönetimi, iktidarın dayattığı “halkın yerine karar veren” kayyum sistemiyle değil, halkın içinde olduğu, halkın kendi kaderini tayin ettiği bir yönetim anlayışıyla sağlanabilir.




